Döngü

Ne de güzel kaçıyordum kendimden. Olduğum herşeyden.

Eski blog’umdaki geleceğe dair tahminlerim tuttu: Kurduğum şirketi 6-7 ay sonra sebepsizce kapattım. 

Bitirmek benim uzmanlık alanım. Gemileri yakmak.

Kendi kendimi ‘olması gerektiği gibi biri olmak’ konusunda epey telkin ettim bir süre. Daha az riskli bir iş, ‘doğru-düzgün’ bir ilişki, uyuşturucudan, sokaktan, yataktan, kitaptan uzak robotik bir hayat… Herşey pek düzene girdi. Mesela annem ‘sen artık adam oldun’ dedi. Annem birşeyleri zor beğenir.

Tanrı’ya inanmaya başladım.

Kredi kartlarımın asgarisini değil dönem borcunu ödemeye başladım.

Faturalarımı ödemeye başladım.

Sabahları yürüyüş yapmaya başladım.

Akşamları uyumaya başladım. 

Sonra ne oldu?

1 hafta önce eski bir dostumu İzmir’e çağırdım. Kendisi benimle yaşadığı 3 ‘korkunç güzel’ senenin ardından adam olmaya karar verip gitmişti (kaçmıştı). Bu da bambaşka bir hikayedir. Herneyse.

Hindistanda bir yazılım şirketinde çalışıp o da ‘olması gerektiği gibi biri olmak’ için koşturmakla meşguldu. Birlikte bisikletle kilometrelerce yol gittiğim, esrar içtiğim, oturduğumuz yerden dünyayı kurtarıp aşka filan inandığım; benim varoluşumu her hareketiyle meşrulaştıran bu adamı yeni kurduğum işte benimle çalışması için çağırdım.

İşin komiği o da geldi. Belli ki adam olunmuyormuş. Biz adam olmak için yaratılmamışız. 

Cake’in Comfort Eagle’ını dinledik ofiste. Kız arkadaşımdan kurtulduğum ilk anda 3 kırmızı 1 sigara yaptık. “Ne yaptık olm biz kendimize?” dedik. “Onlardan” olmaya başlamıştık.

Ama biz “onlar” gibi olmak için yaratılmadık.

Ayıldım.